7 Temmuz 2011 Perşembe

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Sakın !!

İsmail Abi






Cinayet işlediklerini sanan arkadaşlarının sorguda birbirlerini suçladığı zaman cinayet mahallinde olmamasına rağmen “ben yaptım. tek başıma yaptım. kimsenin suçu yok” diyecek kadar arkadaş sever.

Sigortalı işe girince sigortam var bana birşey olmaz diyerek 8-10 katlı binadan atlayan, hiçbir şey olmayınca da sebebin evliyalığından değil sigortalılığından olduğunu sanan.

Şeytanı temsil eden Benjamin mahallede herkesin aklını çeler ve birbirine düşürürken inadına şeytanın dediklerinin tam tersini yapan.

Annesinin evi “renkli bir hayat istiyorum” diye terketmesinden dolayı belki annesi görür ve geri döner diye hep renkli, parlak ve pullu kıyafetler giyen.

Babasının ölümünü kabullenemeyip “o söz verdi o gemiyle gelecek” diye yıllardır denize el sallayan…

(Alıntı)

5 Temmuz 2011 Salı

Sevdiğim Şikeler..



Birkaç örnekle yaptığımız şikeleri hatırlatmak gerekiyordu..Mesela yukarıda ki resimde kazanırsa şampiyon olacak Sivasspor takımını görüyorsunuz..Demek isterdim ama bu Sivasspor'un birkaç yıl önce şampiyonluğa oynarken çekilen bir fotoğraf değil , Fenerbahçe maçı öncesi..Vay be dayanışmaya bak..Şikeyi nasıl paylaşacakları konuşuluyordur belki..?



Sonra bu pozisyon var..Şike ile 55 bin euroluk araba verilen Korcan'ın Stoch'un topuna can havliyle atlayışı ve topu çıkartması..Gerçi şikede her senaryo yazılmıştır..Selçuğun topunu bekliyordur zaten Korcan kesin..

Sonra bu var..Neymiş bakalım bu..?Heh hatırladım..Şike yapan bir başka ünlü isim Mehmet Yıldız'ın ortasıyla gelen ve skoru 3-4 yapan golün ardından yapılan Fenerbahçe santrası..Şikeci Sivaslılara dikkat..Topu bir an önce alıp defanslarında paslaşıcaklar herhalde prese bakılırsa..

Dünden beri yazdığım olay..90+3 , skor 3-4..Top şikeci ama 55bin euroluk spor araba sahibi Korcan'da..Hemen önündeki defans oyuncusu da elleriyle çıkın çıkın diye takıma işaret ediyor..Resimde net anlaşılmıyor , görmek isteyenler youtube'da geniş özetten izleyebilir..Korcan pozisyon devamında topu Fenerbahçe kalesine şişirecek..


Bak bu da var..Şikeyle ligin bitmesine 10 hafta kala Konya maçını alabilen camia neden kalan maçlar arasında en zoru olan Gaziantepspor maçını almadı ki..?Olcan'a bak..Antep'in 10 kişi kaldıktan sonra ki duran topta kalecisini ve arkadaşlarını motive peşinde..?Aynı Gaziantepspor , Trabzon deplasmanında ilk 10 dakikada neden darmadağın oldu peki..?

Aha eski dostum Tomic sen de mi burdasın..Nereye gidiyosun birader kaleyi boşaltmışın..?Ha doğru Fener kalesine..Tamam belki golü atıp beraberliği kurtarırsın böylece Karabükspor'a UEFA Avrupa Ligi kapısını falan aralarsın..Yani vardır bir amaç herhalde..


Ah be Tomic , sen ne yapmışın böyle yahu..?

Fenerbahçe şike falan yapmadı..Aldığımız her maç ortada..Sezon boyu çektiğimiz tüm çileler ortada..


Bu emekler , bu gözyaşları boşuna değildi..


 Alıntı Link

Flipped..

”Bir tablo, ayrı ayrı parçalardan değil, onların toplamından oluşur. Kendi başına bir inek, sadece bir inektir. Kendi başına bir çayır, sadece yeşillik ve çiçeklerden ibarettir. Ve ağaçların arasından göz kırpan güneş, sadece bir ışık demetidir. Fakat hepsini bir araya getirdiğinde büyülü bir hale gelebilir.”
Flipped (2010)
Yohum ben yohum !

Etme Laa..

Büyüksün Burusliii :))

..

Komşular yüzünden bir türlü uyuyamadığımda yapmak istediğim şey..

3 Temmuz 2011 Pazar

Sen Ne Diyon ??

Pamuk Prenses


- Ne diyorduk?

+ Seksenli yıllar diyordun abi!

- Seksenli yıllar çok garipti, neydi o adamın adı milletin içkisine aspirin atıp bayıltıyordu?

+ Nuri Alço mu abi?

- Şimdi bu adam on yıl milletin içkisine aspirin attı; gitti onun kız kardeşiyle yattı falan yaptı filan yaptı, amenna tamam oyuncuydu rolünü yapıyordu da, gençler senelerce sinemalarda bunu seyretti. Ondan sonra gelsin tecavüz, gitsin cinayet.

+ Biz ucuz kurtardık abi!

- Ucuz mu kurtardık, neyi ucuz kurtardık oğlum? Bak bu zihniyet insanoğlunu yıllarca yedi bitirdi! Biz neresinden kurtardık? Onu söyle.

+ En azından küçükken anamızın koynunda masal dinledik abi.

- Masallar da berbattı be Selim!

+ Ben çok severdim be abi. Hep mutlu sonlar, mesajlar falan güzeldi yani.

- Sana öyle geliyor, pantolonun üstünden. Neydi o kadının adı? Hani yedi tane götten bacaklının evine giriyor ya?

+ Pamuk prenses mi abi?

- Hah. Şimdi bu pamuk prenses neden hiç bir cücenin koynuna girmedi?

+ Cüce oldukları için abi?

- “Cüce oldukları için”. Çocuklara verilen mesaj bu işte! Neymiş cüceler sevişemezmiş! Peki bu cüceler insan değil mi, senden benden ne farkı var? işine geldiğinde “boyutu değil işlevi” deyip hötölöflük yapıyorsun sonra da işin içinden çıkıyorsun. Cüceler pamuk helva yiyemez! Yok ya olmaz öyle şey.

+ Haklısın abi.

- Haklıyım tabi. Sonra o ne öyle prensler, prensesler şatolar; gençliği zenginliğe özendiriyorlar, ondan sonra gelsin hortumculuk, gelsin hırsızlık.

+ Ama abi masum masallar da vardı. Günahlarını almayalım.

- Dünyayı bok götürüyor be oğlum masallar mı masum olacak? Mesela kurbağa prens dalgası neydi o?

+ O da mı masum değil abi?

- Aslını bilmiyorsan çok masumdur. Bak şimdi yer Amerika Birleşik Devletleri. Eyalet Arizona, şimdi burda yaşayan bir tane kurbağa varmış. Bu kurbağanın tek özelliği dudaklarının çevresinde acayip bir uyuşturucu taşıması. Efsaneye göre bizim lavuk Arizona çölüne nerden geldiyse, aç susuz günlerdir, karnı aç. Karşısına bu kurbağa çıkıyor. Pat kurbağayı alıyor eline, yiyecek, ağzına götürüyor. Kurbağanın dudakları onun dudaklarına bir değiyor. tabi abinin kafa değişiyor, uçuyor. Bilmiyor uyuşturcu meselesini; bir bakıyor avcuna kurbağa yok, bir bakıyor karşıya, karşısında bir tane prens. Burdan ne çıkar şu çıkar: karşısındakini prens zannettiğine göre bizim lavuk neymiş; kadınmış. Peki o dönemde çölün ortasında tek başına bir kadın n’apıyormuş? N’apıcak fahişelik yapıyormuş. Peki biz n’apıyormuşuz? Kafası güzel bir fahişenin fantezilerini çocuklarımıza anlatıyormuşuz. Bu mudur masumluk, hı?

+ Değil abi.

- Ama şimdi iş bununla bitmiyor. Şimdi biz bu kurbağayı alıyoruz beyaz bir atın üstüne bindiriyoruz oluyor sana beyaz atlı prens.

 İZLEMEK İÇİN

Koş Lola Koş..






Manni: Lola, ben ölsem ne yapardın?

Lola: Ölmene izin vermezdim.

Manni: Pekala ya ölümcül bir hastalığa yakalansaydım?

Lola: Bir yolunu bulurdum.

Manni: Ya komada olsaydım ve doktor ”sadece bir günü kaldı” deseydi?

Lola: Seni denize atardım. Şok terapi.

Manni: Tamam ama yine de ölseydim?

Lola: Ne duymak istiyorsun?

Manni: Söyle hadi.

Lola: Rügen’e giderdim ve küllerini rüzgara doğru atardım.

Manni: Ya sonra?

Lola: Ne bileyim ben sorun çok saçma.

Manni: Ben cevabı biliyorum. Beni unuturdun.

Lola: Hayır!

Manni: Kesinlikle unuturdun yoksa hayatına devam edemezdin. Tamam ilk haftalar yas tutardın. Fena fikir de değil. Gerçekten üzülecek, ağlayacak, yas tutacaksın. Her şey bitti gibi gözükürken, herkes senin için üzülürken, ne kadar güçlü bir kadın olduğunu kanıtlardın. Herkes senin için ” Ne güçlü bir kadın ağlayacağı yerde nasıl da dimdik duruyor.” derdi. Ve bir gün yeşil gözlü bir yakışıklı çıkardı karşına. Çok anlayışlı, şefkatli, bütün gün seni dinleyen bir tip. Ona ne kadar acı çektiğini anlatırsın. Yaşadıklarının senin için ne kadar zor olduğunu hayatın devam ettiğini ve zamanın ne göstereceğini bilmediğini söylerdin. Ve sonra beni silip onunla birlikte olurdun. Bu işler böyle yürür.

Lola: Manni.

Manni: Ne?

Lola: Sen daha ölmedin.

Laan !!

Hayal Kırıklığı..

Bu Gidişle..

The Infamous Middle Finger